Nietzsche ve Sosyalizm üzerine

Nietzsche, sosyalizmden tiksinir. Çünkü eşitlik lafını hiç sevmez. Ona göre, eşitlik ideali insanı aynı kabul eden, sürüleştiren bir idealdir. Bu ideal gelişmenin, büyümenin ve çoğalmanın önünde bir engeldir. O eşitliğe değil, Herkesin sahip olduğu güç miktarına göre sıralandığına inanır:

” İnsanlar eşit değildir. Eşit olmamalıdır da! Yükseğe doğru kurmak ister kendini yaşam direk ve basamaklarlara:  Çok uzaklara, mutlu güzelliklere doğru bakmak ister. Bu nedenle gereksinir yüksekliğe! yukarı çıkmak ve yukarı çıkarak kendini aşmak ister yaşam”

Nietzsche, sürekli ‘eşitlik istiyoruz’ diye ortalarda dolaşanları, ‘eşitlik vaizleri’ diye niteler. O eşitlik isteğinin bir tür gizli intikam olduğunu, yükselemeyenlerin, bu potansiyele sahip olmayanların herkesi kendi oldukları yere, aşağıya çekmek ve böylece kendileriyle eşitlemek istediklerini düşünür:

”İntikam almak istiyoruz, bizimle aynı olmayan herkese küfretmek… Böyle ant içer; örümcek yürekliler eşitlik vaizleri.”

Ona göre sosyalizm, en az sayıda olanların, aptalların ve yüzeysel olanların acımasızlığıdır. Nietzsche, sahip olmayı ve daha fazlasına sahip olmayı istemeyi, en sağlıklısı sayar. Artmak, çoğalmak yaşamın kendisidir. Nietzsche, bunları yadsıyan sosyalizmde yaşamı inkar eden bir şeyler bulur:

”Sosyalizm doktrininde gizli, oldukça fena halde bir ‘yaşamı inkar istenci’ vardır.”

Nietzsche, birer yozlaşma örneği olarak Hristiyanlıkla sosyalizmin aslında birbirine benzediğini söyler. Hatta sosyalizmi Hristiyanlığın laik bir devamı gibi görür. Ona göre iki sistemde de güçsüz ve yoksulların zorbalığı söz konusudur. Bunun dışında hem Hristiyanlık hem de sosyalizm kinden beslenir. bu kin hristiyanlıkta suçluluk(günah) olarak yaşanır. sosyalizmde ise aynı kin topluma ve düzene yöneltilir, saldırgandır.

Nietzsche’ye göre ‘devrim günü’ ile ‘ahiret günü’ aynı kavramdır. İkisinde de ortak tema bir tür hesap kapatmadır.    O gün gelecek ve hesap görülecektir. yoksullar ve zayıflar mutlu olacaktır. Sosyalizmin hristiyanlıktan farkı ise hesap öte dünyada değil bu dünyada görmeyi istemesidir.

Ahlak ve sosyalizmin bireye bakışındaki ortaklığa dikkat etmemiz gerekir. Bilindiği üzere sürü ahlakı için sürü değerlerine karşı çıkan istisnai birey bir tehlikedir ve bu nedenle yok edilmesi gereken bir tehdittir.

İnsan kendisi için bir şey istememesi büyük bir ikiyüzlülük ve yalandır. İnsan, kendisi için birçok şey istemelidir. Bu doğal ve sağlıklı olandır. Aslında gelecek nesiller ya da çocuklar için istendiği söylenen şeyler bile türün devamı güdüsü düşünüldüğünde, kişinin kendisi için istediği şeylerdir. Ama kendisi için bir şey istemesi ayıp ilan edildiği için kişi bunu saklar. onur, tanrı, erdem, gelecek nesiller vb. altında saklar kendini

Nietzsche, bir davayı tüm derinliğiyle kavrayan kişilerin inançlarının sarsılacağını ve artık o davaya sadık kalamayacaklarını iddia eder. Yani herhangi bir davanın ateşli savunucuları, o davayı az buçuk bilenler ve asla onu derinlemesine kavrayamayanlardır.

Nietzsche, bir bakıma düşünme yeteneği kısıtlı ve düşünmeyi fazla sevmeyen tiplerin daha iyi dava adamı olacağını söyler. Davalar bunlar için çok uygundur. Nasılsa zaten birileri onlar adına düşünür. Onlar sadece söyleneni yapsalar da olur. Düşünme, iş yap sadece!

Kültürümüzde Öğrendiği sahip olduğu ya da inandığı şeyleri bir daha asla bırakmayan, görüş ve alışkanlıklarını hiçbir şekilde değiştirmeyen tutucu kişiler  çoğunluktadır. İşte Nietzsche farklı düşünce ve fikirlerden bihaber olan insanları alaya alır. bu inanan kitlesi Nietzsche için geri kalmış bir kültürün temsilcisidir. Her türlü dava ve grupta bol miktarda bulunan hazırcılar, o davanın büyük itibar kaybına uğramasına yol açarlar. İnsan, başka görüşleri de bildiği ve anladığı oranda daha esnek olabilir. Ama bu dava adamları son derece katıdırlar:

” Ayağına ilk düştüğü inanışa takılıp kalmış birisi, her koşulda tam da bu değişmezlik yüzünden geri kalmış kültürlerin temsilcisidir. O, bu eğitim eksikliğinin gereği olarak katı, anlayışsız, dik kafalı, yumuşaklıktan uzak, sürekli itham eden, tereddütsüz, görüşünü kabul ettirmek için her yola başvuran, başka görüşlerinde var olması gerektiğini hiç kavrayamayan birisidir.

Rejimlere gelecek olursak. Sovyetler Birliği ve ardından tüm doğu blok ülkeleri dünyaya sosyalizmin hayatı ve insanı inkar  eden bir deney olduğunu ispat ettiler. Aslında sosyalizm kendini bilimsel sanmaktadır. Oysa sosyalist toplumların yapısına baktığımızda doğaya çok büyük zarar verdiğini görüyoruz. halbuki sosyalizm bilimsel değildir ve Popper’ın dediği gibi yanlışlanabilir değildir. hatta marxın nasıl darwin ve evrim teorisi düşmanı olduğunu biliyoruz neyse sosyalizm ve bilim ile ilgili yazı gelecek.

Günümüz Türkiye’sinin durumu, Kahvede, pazarda görebileceğiniz insanlar, iktidarda… İlk bakışta güzel görünen bu duruma biraz daha yakından bakınca, sakıncaları sırıtıyor. Vizyonu en fazla toplumun ortalaması kadar olanlar, o toplumu hem yapısal hem de insan kalitesi olarak ne kadar ileriye götürebilir? Seni yöneten senden daha kaliteli olmalı ki, seni daha yukarlara taşıyabilsin. Aksi takdirde, birbirine benzeyen sığ, ‘ahlaklı’, ‘dindar’ ortalama, olsa olsa ülkeyi vasata mahkum eder. Bu sistemlede ayaklar kendilerini başmış gibi hisseder. Tıpkı bizdeki gibi…

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle esenlikler.

ALINTILAR

İnsan pek insanca s.312,341,364

putların batışı s.85

güç istenci s.107

Nietzsche ve ÜST-İNSAN Üzerine

Üstinsan, Nietzsche’nin geliştirdiği, felsefi terimlerden birisidir.

Peki,  Nietzsche nasıl bir üstinsan hayali kuruyor?

Nietzche, öncelikle sürüden, sürü değerlerinden nefret eder. O, herkes gibi olanı, kendi aklıyla düşünmeyeni sevmez. Önünde hazır bulduğu değerleri sorgulamadan, eleştirmeden kabul eden insan, onun için sürü insanıdır. ve bu tür insanlardan hoşlanmaz. O, sürüyü karşısına almak, yapayalnız kalmak pahasınada olsa kendi olma yolculuğuna çıkan, gerçeği kendi aklıyla değerlendiren özgün bireyleri sever.

Bizim toplumumuzda, malesef Nietzsche’nin hayalini kurduğu türden insanlar eksik. Ya da bu kültür ve gelenek, o tarz insanlara yaşam hakkı vermiyor.“Yüzde doksan dokuzu müslüman olan bu toplumda,” diye başlayan faşizan söylem, sadece tornadan çıkmışcasına birbirine benzeyen müritlerin/takipçilerin varlığına izin veriyor. Böylece insan ve kültür çölleşiyor

Nietzsche, kendisi içinde müritler istemez. Hep öğrenci, hep mürit kalırsanız öğretmeninize borcunuzu çok kötü ödüyorsunuz der. O insanlardan kendisini takip etmelerini değil, kendi özgün yollarından giderek kendilerini bulmalarını ister.                                                                 “şimdi size beni yitirmenizi, kendinizi bulmanızı buyuruyorum!”

Onun hayalini kurduğu insan, kesinlikle çok gülen bir varlıktır. Onun için gülmek, hayatı onaylamanın verdiği taşan bir gücün tezahürüdür. Gülmek en büyük başkaldırı, en büyük muhalefetttir otorite için. Nietzsche de bunun farkında;

“Öfkeyle değil, gülmeyle öldürür insan.”

O, ağız dolusu gülebilen, neşeli insanları sever. Ona göre keyifsizlik, bedensel bir hastalıktır. Nietzsche’nin hayali sorgulayan, gülen ve hayatı bir bütün olarak onaylayan insandır. kendi yarattığı hayatı, asil insanları özler Nietzsche. O buna “kader sevgisi” der. Tabi bu metafiziksel bir kader değil, bizzat bir sanatçı titizliğiyle kendi oluşturduğumuz kaderdir. Yani sorumluluğu bizde olan, bizzat yarattığımız, seçtiğimiz hayatı her şeyiyle sevip onaylamamızı ister Nietzsche. Bu da elbette seçimler yapabilen  karşı çıkabilen ve her şeyi göze alabilen cesur insanların harcıdır. Zaten bu tarz cesaret de onun erdemlerindendir. Burda şunu vurgulamam gerek Nietzsche Nihilistti evet ama o ahlaki nihilistti. o yüzden hayata karşı değildi.

Nietzsche’nin yukarda bahsettiği insan tipi “yaşamı yücelten insan” tipidir. Nietzsche yaşamı aşağılayanlardan nefret eder. ‘Öte dünya vaizleri’ dediği bu insanlardan köşe bucak kaçar. Nietzsche’nin gözünde bu insanlar, öte dünya için bu dünyayı aşağılayanlardır.                                           Nietzsche’nin özlem duyduğu, aslında insanın en görkemli hali, onun zirveye çıkmış halidir(kısaca nirvana diyebiliriz: Üst   insan. Onun Üst insanı sanatçı,filozof ve din adamının karışımıdır. Şimdi din adamımı ne? diyeceksiniz, açıklıyorum.       Üst insan Bir sanatçı gibi kendi hayatını yaratan esnek ve marjinal; bir filozof gibi fakirliği göze alıcak cesarete sahip biri ve elinde hiçbir şeyi yokken sorgulamaya devam eden biri; bir din adamı gibi kendi yoluna çok inanan, kendine hakim ve metanetli biri.                                                     Nietzsche’nin hayalinde, adil insan vardır. En büyük erdem dediği adalete, en yüksek değeri verir. Günümüz Türkiyesinde adaletsizlikten  çok çeken insanlar olarak ona hak veririz herhalde;                                  “saygımızı adalet dürtüsünde ve gücüne sahip kişiden  daha fazla hak eden kimse yoktur.”                                                            Nietzsche için adalet, sevgiden bile daha değerli bir şeydir. “Sevgi adaletten daha aptal değilmidir?” diye sorar.                           Nazik, adil, kibirsiz, entelektüel cesaret sahibi, özgün, güvenen, yargılamayan, cezanlandırmaktansa anlamaya çalışan, beklentisiz, neşeli, derin

Nietzsche’nin hayalini kurduğu insanlar bu toplumda ortaya çıkmaya başlasa, ülkemiz kesinlikle bambaşka biryer olurdu.

Hubble Satürn’ün nefes kesen yeni görüntüsünü yakaladı.

Hubble, gerçek olup olmadığını merak etmenizi sağlayan yeni bir Saturn görüntüsü yakaladı. Görüntü o kadar net ki Satürn uzayda yüzüyormuş gibi görünüyor.

Halkalı gezegenin bu görüntüsü, Satürn’ün Dünya’ya en yakın olduğu zaman, 20 Haziran 2019’da yaklaşık 1.36 milyar km uzaklıktaki (845 milyon mil) yakalandı. Keskin görüntü Hubble’ın Geniş Alan Kamerası 3’ü (WFC3) ile çekildi.

(NASA / ESA, A. Simon / GSFC / MH Wong / Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley / OPAL Takımı)

galeri duvarında yerinden çıkmayacak sanatsal bir görüntü. Ama bu sadece güzel olmaktan öte: bilimsel.

Görüntü, Dış Gezegen Atmosferleri Mirası (OPAL.)  OPAL’ın amacı, Güneş Sistemimizin gaz devi gezegenlerinin zaman içinde atmosferlerini anlamamıza yardımcı olmak için uzun temel görüntüler elde etmektir. Bu OPAL programının bir parçası olarak Satürn’ün ikinci yıllık resmi.

Satürn’ün 6 Haziran 2018’den eski bir OPAL görüntüsü. ( NASA / ESA / Amy Simon / OPAL Takımı / J. DePasquale / STScI )

Satürn her zaman çok sakin görünüyor. Görkemli, hatta. Ancak daha yakından inceleme orada çok şey olduğunu gösteriyor. Fırtınaları ve gaz devlerini düşündüğümüzde, genellikle önde gelen yatay fırtına bantları ve elbette Büyük Kırmızı Nokta olan Jüpiter’i düşünürüz. Fakat Satürn de çok aktif ve fırtınalı bir gezegen

OPAL programı sayesinde, gezegenin Kuzey Kutup bölgesindeki büyük bir altıgen fırtınanın kaybolduğunu biliyoruz. Ve daha küçük fırtınalar sık sık gelir ve gider. Gezegenin fırtına bantlarında, üstte büyük ölçüde amonyak buzu olan ince değişiklikler de vardır.

Ancak bazı özellikler devam etti.

Cassini, Satürn’ün kuzey kutbundaki altıgen fırtınayı gördü ve bu fırtına hala orada. Aslında, Voyager 1 uzay aracı 1981 yılında bu özelliği ilk kez tespit etti

Satürn’ün kuzey kutup vorteksi Cassini tarafından ele geçirildi. (NASA / JPL-Caltech / Uzay Bilimleri Enstitüsü.)

Çoğunlukla olsa da, Satürn’ün bu yeni Hubble görüntüsü  çok güzel. Satürn hakkında hiçbir şey bilmeseniz bile onun güzelliği sizi içine çeker.

2018’den, Satürn’ün altı ayını gösteren kompozit fotoğraf (NASA / ESA / A. Simon / GSFC / OPAL / J. DePasquale / STScI)

NASA ayrıca Hubble görüntüsünün açıklamalı ve daha bilgilendirici bir sürümünü de yayınladı.

Satürn’ün aylarından dördünü gösteren son görüntü. (NASA / ESA / A. Simon / Goddard Uzay Uçuş Merkezi / MH Wong / OPAL Takımı)

HABER KAYNAĞI

https://www.sciencealert.com/behold-our-latest-view-of-saturn-from-hubble-in-all-its-stunning-glory?perpetual=yes&limitstart=1

ANA GÖRSEL KAYNAĞI

https://solarsystem.nasa.gov/resources/2490/saturns-rings-shine-in-hubble-portrait/?category=planets_saturn

 

 

Dinozorların Son Günü, Asteroid Felaketinin Çarpıcı İzinde Açığa Çıktı

66 milyon yıl önce, Dünya gerçekten kötü bir gün geçirdi. 81 kilometreye (50 mil) kadar dev bir asteroit, Chicxulub yakınlarındaki  Meksika’nın kıyısına çarptı ( dünyadaki tüm yaşamın %75’ini öldüren bir yok olma  dalgasını tetiklediği düşünülen bir olay.)

Şimdi, deniz tabanının 500 ila 1.300 metre (1.640 ila 4.265 fit) altındaki değerli  çekirdek örneklerini çıkarmak için Chicxulub kraterinin altındaki kayaya açılan özenli çalışma sayesinde jeologlar, o kader günü olanları yeniden inşa etmeyi başardılar.

Erimiş kaya, kömür ve çekirdeklerde ilginç bir kükürt yokluğu, etki olayının belirleyici imzalarından bazılarıydı.

Teksas Üniversitesi’nden jeofizikçi Sean Gulick , “Sıfırın içinden kurtaracağımız olayların genişletilmiş bir kaydı” dedi . “Bize bir görgü tanığı konumundan gelen etki süreçlerini anlatıyor.”

Asteroit, birkaç yüz metre yükselen, kraterdeki kaya ve kiri muazzam oranda geri döken bir tsunamiyi tetikledi – sadece bir günde yaklaşık 130 metre (425 fit) malzeme biriktirildi, kraterin etrafında darbeden sonra ilk dakika ve saatler.

Çekirdek örneklerinden birinin bir bölümü. (Uluslararası Okyanus Keşif Programı)

 

İlk olarak, etki bölgesi ateşli bir cehennemdi. Ardından, tüm gezegen dondu – Kretase döneminin sonunu işaret eden Kretase-Paleojen neslinin tükenmesine  ve kuş olmayan dinozorların ölümüne yol açtı.

Erimiş kaya, asteroitin 10 milyar atom bombası gücüyle çarptığını, binlerce kilometre boyunca ormanları alevlendirdiğini ve mevcut Illinois’e kadar ulaşan bir tsunamiyi tetiklediğini gösteriyor.

Daha sonra tsunami suları geri çekildiğinde, kir ( toprak mantarıyla ilişkili biyobelirteçlerin varlığı ile gösterilir) ve yanmış ağaçlardan  gelen odun kömürü de dahil olmak üzere bir grup malzemeyi taze kratere geri sürüklediler.

Bu olayların zaten yakındaki ekosistemler üzerinde çarpıcı bir etkisi olabilirdi, ama sonrasında dünyayı gerçekten değiştiren şey oldu. İpucu, araştırmacıların orada bulamadıkları şeyde yatıyor.

Yani, genellikle bekleneceği gibi kayda değer miktarda kükürt içeren mineral eksikliği vardı. Bu, bu kayaların darbeyle buharlaştığını, çok miktarda sülfat aerosolün atmosfere atıldığını, ve burada Güneş’in ışığını engellediklerini ve ardından Dünya’nın sıcaklığını yıllarca çarpıcı bir şekilde soğutduğunu gösteriyor.

Araştırmacıların hesaplamalarına göre, bu etkiden dolayı 325 milyar metrik ton kükürt atılıyordu. Bu, tüm dünyayı beş yıl sonra soğutan 1883 Krakatoa patlaması sırasında püskürten kükürtten dört kat daha yüksek.

Bilim adamları, bu kükürtün gerçek katil olduğuna inanıyorlardı – muhtemelen etkinin tetiklediği düşünülen volkanik aktivitenin daha da artmasıyla, Gulick,” gerçek katil atmosferik olmalı ” dedi. Çünkü “Bunun gibi küresel bir kitlesel yok oluşun tek yolu atmosferik bir etkidir.”

KAYNAK

https://www.sciencealert.com/rocks-under-chicxulub-crater-reveal-a-detailed-snapshot-of-the-day-the-dinosaurs-died

https://www.pnas.org/content/early/2019/09/04/1909479116

 

Fizikçiler Sonunda Kuantum X-Ray Cihazı Oluşturmayı başardı

Bir araştırma ekibi az önce gerçek bir X-ışını makinesinde kuantum artışı sağladı ve hassas algılama için arka plan gürültüsünü ortadan kaldırmak için istenen hedefi gerçekleştirdi.

Kuantum ölçeklerindeki foton çiftleri arasındaki ilişkiler, klasik optiklerden daha keskin, daha yüksek çözünürlüklü görüntüler oluşturmak için kullanılabilir. Ortaya çıkan bu alana kuantum görüntüleme denir ve gerçekten etkileyici bir potansiyele sahiptir özellikle optik ışık kullanarak, kemikler ve organlar gibi genellikle görülemeyen nesneleri göstermek için kullanılabilir.

Kuantum korelasyonu foton çiftleri arasındaki birkaç farklı ilişkiyi açıklıyor. Dolaşma bunlardan biridir ve optik kuantum görüntülemede uygulanıyor.

Ancak, X-ışını dalga boylarında dolaşmış fotonlar üretmenin teknik zorlukları optik ışıktan çok daha büyüktür, bu yüzden kuantum X-ışınının yapımında ekip farklı bir yaklaşım benimsedi.

Arka plan gürültüsünü en aza indirmek için kuantum aydınlatma denilen bir teknik kullandılar . Genellikle, bu dolaşmış fotonları kullanır, ancak zayıf korelasyonlar da işe yarar. Parametrik aşağı dönüşüm (PDC) olarak adlandırılan bir işlemi kullanan araştırmacılar,  yüksek enerjili veya “pompa” fotonunu, bir sinyal fotonu ve bir avara fotonu olarak adlandırılan iki düşük enerjili fotona ayırdılar.

Araştırmacılar , “X-ışını PDC, birkaç yazar tarafından gösterildi ve etkinin hayalet görüntüleme için bir kaynak olarak kullanıldığı, son zamanlarda ortaya kondu .”

“Ancak, önceki yayınların hepsinde, foton istatistikleri ölçülmedi. Esasen, bugüne kadar, X-ışını PDC tarafından üretilen fotonların, radyasyonun ve  kuantum durumlarının istatistiklerini sergilediğine dair deneysel bir kanıt yoktur. Aynı şekilde, X-ışını dalga boylarında kuantum gelişmiş ölçüm duyarlılığının gözlemleri  hiç rapor edilmemiştir. ”

Araştırmacılar X-ışını PDC’LERİNİ bir elmas kristali ile elde ettiler. Kristalin doğrusal olmayan yapısı, her biri pompa ışınının enerjisinin yarısı olan bir pompa X-ışını foton demetini sinyal ve avara kirişlerine bölüyor.

Normalde, bu süreç X-ışınları kullanılarak çok verimsizdir, bu yüzden ekip gücü arttırdı. Japonya’daki SPring-8 synchrotron’u kullanarak, her biri 11 KeV taşıyan iki kirişe bölünmüş olan kristallerinde  22 KeV ışınını X-ışını ile çektiler.

Sinyal ışını, görüntülenecek olan nesneye (üç yarıklı küçük bir metal parçası), diğer tarafında bir detektöre gönderilir. Avara demeti doğrudan farklı bir dedektöre gönderilir. Bu, her bir ışının ilgili dedektöre aynı yerde ve aynı anda çarpması için ayarlanır.

İsrail’deki bar-ılan Üniversitesi’nden fizikçi sason Sofer,” gözlemlediğimiz mükemmel zaman-enerji ilişkisi sadece iki fotonun kuantum ilişkili olduğu anlamına gelebilir ” dedi.

Bir sonraki adım için araştırmacılar tespitlerini karşılaştırdılar. Görüntüde nokta başına sadece yaklaşık 100 ilişkili foton ve yaklaşık 10.000 daha fazla arka plan fotonu vardı. Ancak araştırmacılar her avarayı bir sinyalle eşleştirebilirler, bu yüzden görüntüdeki fotonların  hangi ışından geldiğini söyleyebilirler, böylece arka plan gürültüsünü kolayca ayırırlar.

Daha sonra bu görüntüleri normal, korelasyonlu olmayan fotonlar kullanılarak çekilen görüntülerle karşılaştırdılar ve korelasyonlu fotonlar çok daha net bir görüntü üretti.

Fakat  henüz daha erken , ama kesinlikle heyecan verici  bir adım. Kuantum X-ışını görüntülemenin, mevcut X-ışını teknolojisi kapsamı dışında çok sayıda kullanımı olabilir.

Bir söz, X-ışını görüntüleme için gerekli radyasyon miktarını azaltabilmesidir. Bu, X ışınları tarafından kolayca zarar görebilen numunelerin görüntülenebileceği veya düşük sıcaklık gerektiren numunelerin görüntülenebileceği anlamına gelir; Daha az radyasyon, daha az ısı anlamına gelir. Aynı zamanda fizikçilerin içeride ne olduğunu görmek için atom çekirdeğini X-ışını ile de yapabilmelerini sağlayabilir.

Açıkçası, bu kuantum X-ışınları sert bir partikül hızlandırıcı gerektirdiğinden, tıbbi uygulamalar şu anda masanın dışında. Ekip bunun yapılabileceğini gösterdi, ancak ölçeklendirme zor olacak.

Şu anda, fotonların dolaşmış olup olmadığının belirlenmesi bir sonraki adım.  Bu, fotonların dedektörlere varmalarının , şu andaki teknolojimizin ötesinde olan attosaniye ölçeklerinde ölçülmesini gerektiriyor

Yine de, bu oldukça şaşırtıcı bir başarı.

“geliştirilmiş kuantum  fotodeteksiyon için foton çiftlerinin güçlü zaman-enerji korelasyonlarını kullanma yeteneğini gösterdik. Araştırmacılar, sunduğumuz prosedür, X-ışını ölçümlerinin performanslarını iyileştirmek için büyük bir potansiyele sahiptir” diye yazdı.

“Bu çalışmanın, kırınım ve spektroskopi alanı da dahil olmak üzere, daha fazla kuantum arttırılmış x-ışını rejimi tespit şeması için yolu açacağını tahmin ediyoruz.

Araştırma, Physical Review X ‘de yayınlandı.

HABER REFERANSI:

https://www.sciencealert.com/physicists-have-managed-to-create-quantum-x-rays

 

Gökbilimciler Evrenimizin Nasıl Evrimleştiğini Bulmak İçin Milyonlarca ‘Sanal Evren’ Yarattı

Evren, milyarlarca galaksinin üzerine milyarlar içeren hayal gücünün ötesinde çok büyüktür. Pek çok galaktik dinamikte oldukça iyi bir tutuşa sahibiz, ancak bu devasa nesnelerin nasıl oluştuğu, büyüdüğü ve değişimin hala anlamakta zorlandığımız şeylerden biri.

Evren makinesine girin: simülasyon yazılımı, kozmologların zaman içinde nasıl geliştiğini inceleyebilmeleri için milyonlarca evren yetiştirebilen güçlü bir süper bilgisayarda çalışır.

Tabii ki gözlem ve kesinti hakkında çok şey öğrenebiliriz, ancak bilgisayar simülasyonları boşlukları doldurmamıza yardımcı olacak güçlü bir araç olduğunu kanıtlıyor. Genellikle, daha küçük ölçeklerde kullanılırlar, ancak bu durumda, araştırmacılar EvrenMakinesini, Evren’in neredeyse tüm zaman çizelgesini bulmak için kullandılar (şu ana kadar Büyük Patlama’dan yaklaşık 400 milyon yıl sonra)

Arizona Üniversitesi’nden astronom Peter Behroozi,” bilgisayarda birçok farklı evren yaratabilir ve bunları gerçek evrenle karşılaştırabiliriz ” dedi. “Bu, hangi kuralların gördüğümüze yol açtığını anlamamızı sağlar.”

Simülasyonları 8 milyondan fazla evren üretti ve 400.000 CPU saat sürdü, araştırmacılar bu değişikliklerin nihai sonucu nasıl etkileyebileceğini gözlemlemek için parametreleri sürekli olarak değiştirdiler.

Simüle edilmiş evrenlerin en çok kendi gerçek Evrenimiz gibi hepsinin benzer fiziksel kuralları olduğunu buldular.

Ve ayrıca yıldız oluşumu anlayışımızın  yanlış olabileceğini keşfettiler.

Yıldızların, gaz bulutlarındaki yoğun bulutsu ve kırışıklıklar gibi  bulutsuların kendi ağırlıkları altında düştükleri ve yıldızların toplanma sürecini başlattıkları düşünülmektedir. Ancak aynı zamanda soğutma gazı olması gerektiğine de inanılıyor; gaz ne kadar sıcaksa, yıldızların oluşması o kadar zor olur.

Bunun için kanıtların çoğu galaksinin merkezindeki süper kütleli kara deliklerde bulunduğu düşünülmektedir. Bunlar aktif olduğunda, çevrelerindeki şeyleri ısıtıyorlar, gaz mevcut olduğunda bile yıldız oluşumunu gidermek için çalıştığını düşündüğümüz bir şey.

Bu ısıtma, patlayan yıldızlarla da üretilebilir. Ve karanlık madde-evrene yerçekimi kütlesi katan gizemli bilinmeyen şeylerin-aynı zamanda gazı ısıttığı düşünülmektedir, bu nedenle bunun da yıldız oluşumunu önlemede bir rol oynadığı düşünülmüştür.

Ancak araştırmacıların simülasyonlarında gördükleri şey bu değil.

Behroozi “Evrende daha erken ve daha erkene döndüğümüzde, karanlık maddenin daha yoğun olmasını ve bu nedenle gazın daha sıcak -olmasını bekleriz. Fakat bu yıldız oluşumu için kötü, bu yüzden erken evrendeki birçok galaksinin uzun zaman önce yıldızları oluşturmayı bırakması gerektiğini düşündük,” dedi

“Ama biz bunun tam tersini bulduk: belirli bir boyuttaki galaksilerin beklentinin aksine daha yüksek bir oranda yıldız oluşturma olasılıkları daha fazlaydı.

Ekip, söndürülmüş yıldız oluşumuna sahip simülasyonları çalıştırdığında, sonuç, galaksilerin yanlış renklerle gerçek dünyadan oldukça farklı bir evren olduğunu gösterdi: daha genç, daha mavi yıldızlar beklenenden daha kırmızıydı.

Ancak yıldız oluşumu durmadığında, simüle edilmiş evren, teleskoplarımızla ve gözlerimizle gördüklerimize çok daha fazla benziyordu.

Behroozi , ” Galaksilerin , düşündüğümüzden daha erken zamanda yıldızları oluşturdukları sonucuna varmak zorundayız . ” Dedi .

“Bunun bize söylediği şey, süper kütleli kara deliklerin ve patlayan yıldızların yarattığı enerji, boğucu yıldız oluşumu, teorilerimizin öngördüğünden daha az verimli olduğudur.”

Bu da, galaksilerin nasıl öldüğünü anlamak için çizim tahtasına geri dönmemiz gerektiği anlamına geliyor.

Araştırma, Kraliyet Astronomik Toplumunun Aylık Bildirimlerinde yayınlanmıştır .

REFERANS

https://www.sciencealert.com/astronomers-create-millions-of-virtual-universes-to-find-out-how-the-universe-happened

fotoğraf: (NASA, ESA, the Hubble Heritage Team, A. Nota, and the Westerlund 2 Science Team)

Tüm Gezegendeki En Derin Deliğe Hoş Geldiniz

Batı Rusya’nın derinliklerinde, nereye bakacağınızı biliyorsanız, düzensiz hurda metal ve ufalanmış betonun küçük bir koleksiyonunu bulacaksınız. Bu da o kadar heyecan verici değil.

Ancak molozun içinden geçerseniz, yere sabitlenmiş büyük bir metal disk bulacaksınız. Bu sadece herhangi bir eski disk değil – Dünya’ya 12 milden (7 mil) daha fazla mesafedeki bir sondaj deliğinin kaynaklı kapağı.

12 kilometrenin derinliği ne kadar? Mariana Siper – okyanusun en derin noktasından daha derin . Aslında, bu gezegenimize açtığımız en derin delik.

Buna Kola Superdeep Sondaj deliği denir ve bir kereliğine fosil yakıtların çıkarılmasıyla hiçbir ilgisi yoktur. Sondaj deliği tamamen harika bir bilim için var.

Sovyet bilim adamları 1970’lerde Dünya’nın yüzeyine girmeye başladığında, gezegenin kabuğunun içeriği hakkında daha fazla şey öğrenmek için yaptılar.

Hank 2014, SciShow’un bu 2014 bölümünde , “Gerçek şu ki, ayaklarımızın altındakiler hakkında Güneş Sisteminin diğer tarafındakilerden daha az şey biliyoruz” diye açıklıyor .

Bu kesinlikle koklayacak bir şey değil, çünkü bugün hala ayakta duran rekor kazılar oluyor. Oraya inmek için geliştirmeleri gereken matkap teknolojisi oldukça dikkat çekici.

Fakat gerçekte tüm bu zorlu işten ne öğrendik? Green’in videosunda açıkladığı gibi, çok şey öğrendik!

İlk olarak, yer kabuğuna 12 kilometre mesafede su olması, bilim adamlarının kendi gözleriyle görmeseler bile mümkün olduğunu düşünmediler.

Ve neredeyse 7 kilometre aşağı (4.4 mil), uzun ömürlü tek hücreli organizmaların 24 türünün mikroskobik fosillerini buldular.

Ayrıca 2.7 milyar yıllık kayalara erişebildiler, ki bu harika – ama bu kayalar bilim adamlarının baş edemeyeceği  bir zorluk haline geldi.

Peki niye,  Çünkü sıcaklıkları 180 santigrat derece (356 derece Fahrenheit) civarındaydı, bilim insanlarının öngördüklerinden yaklaşık 80 daha sıcaktılar ve bu sıcaklığın üstesinden gelemediler.

Bundan daha aşağı inmeyi öğrenecek miyiz?

Bu makalenin bir sürümü ilk olarak Mart 2015’te yayınlandı.

REFERANS
https://www.sciencealert.com/welcome-to-the-deepest-hole-on-the-entire-planet

 

Milyonlarca Yüksek Hızlı Kara Delik Samanyoluna Yakınlaşıyor olabilir

Kara delikler nasıl doğar? Astrofizikçilerin teorileri var, ancak kesin olarak bilmiyoruz. Sessizce bir floomp ile kıvrılan devasa yıldızlar olabilir  veya belki de devasa süpernovaların patlamalarında kara delikler doğar. Yeni gözlemler şimdi bunun ikinci olabileceğini gösteriyor.

Aslında, araştırma, bu patlamaların çok güçlü olduğunu, galaksideki kara delikleri saniyede 70 kilometreden (saniyede 43 mil) daha büyük hızlarda tekmeleyebileceklerini gösteriyor.

Curtin Üniversitesi’nden astronom Pikky Atri ve uluslararası Radyo Astronomi Araştırmaları Merkezi (ICRAR) Sciencealert’e verdiği demeçte,” bu çalışma temel olarak galaksideki yüksek hızlarla hareket eden kara deliklerin gerçekte görebileceğiniz ve doğumunda alınan kara delik sisteminin tekmelemesiyle ilişkilendirebileceğiniz ilk gözlemsel kanıtlardan bahsediyor.

Ve bu, galaksinin etrafında yüksek hızda yakınlaştırma, potansiyel olarak milyonlarca yıldız kütleli kara delik olduğu anlamına geliyor. Halen ön baskıda mevcut olan yazı, Kraliyet Astronomik Toplumunun Aylık Bildirimleri’ne kabul edilmiştir.

Çalışma ikili sistemlerdeki 16 kara deliğe dayanıyordu. aktif olarak beslenmedikleri sürece,  kara delikleri bulamıyoruz, çünkü hiçbir elektromanyetik radyasyon onların deli yerçekiminden kaçamaz. Fakat eğer ikili bir çift içindeler ve aktif olarak diğer yıldızdan beslenirlerse, karadeliğin etrafında dönen madde, güçlü X-ışınları ve radyo dalgaları oluşturur.

Bu kara delik işaretlerini görebildiğimizde, kara deliğin nasıl davrandığını görebiliriz. Uluslararası araştırmacılar ekibi bu davranışı kara deliğin tarihini denemek ve yeniden inşa etmek için kullandılar.

“Bu sistemlerin galaksimizde nasıl hareket ettiğini takip ettik. Bu nedenle, bugün hızlarını belirledik, zamanda geriye gittik ve bu 16 sistemin her biri için ayrı ayrı doğduğunda sistemin hızının ne olduğunu anlamaya çalıştık.”

”Hızlara dayanarak, aslında bir süpernova patlaması ile doğup doğmadıklarını veya yıldızların doğrudan bir süpernova patlaması olmadan kendilerine çöküp çökmediğini öğrenebiliriz.”

Nötron yıldızlarının, kendi süpernova patlamaları ile yüksek hızlarda uzayda şiddetle dışarı atılabileceğini biliyoruz – buna Blaauw tekme veya doğumsal tekme denir ve süpernova patlaması dengesiz olduğunda, geri tepme ile sonuçlanır.

Aynı şekilde kara deliklerin tekmelenmesi bilinmiyordu. Varsayımsal olarak, onlar olabilir – ve aslında yedi kara delikli x-ışını ikilisi  doğum öncesi,  vuruşlarla ilişkilendirilmiştir.

Yeni araştırma, bunların ve dokuzunun yanı sıra en ayrıntılı analiz için ölçülen uygun hareketleri, sistemik radyal hızları ve bu sistemlere olan mesafeleri birleştirerek daha ayrıntılı olarak analiz etti.

Ekip tarafından hesaplanan bu kara deliklerden birinin hareketi aşağıdaki videoda görülebilir.

Araştırmacılar, bu 16 kara delik X-ışını ikilisinden 12’sinin gerçekten de doğumsal bir tekme gösteren yüksek hızlara ve yörüngelere sahip olduğunu buldular. Numunenin yüzde 75’i. Bu, samanyolu’ndaki tahmini 10 milyon kara deliğe kadar ölçeklenirse, bu,  yaklaşık 7.5 milyon yüksek hızlı kara delik anlamına gelebilir. Ve 10 milyon düşük bir tahmin.

Önceki teorilere uygun olarak, bu hızlanan kara delikler, daha yüksek kütleleri nedeniyle yaklaşık üç veya dört faktörle nötron yıldızlarından daha yavaştır. İlginçtir ki, kara delik kütlesi ve hız arasında bir korelasyon yoktu, bu da progenitör yıldız kütlesi ile bir süpernova olasılığı arasında bir korelasyon olup olmadığını henüz bilmiyoruz demektir.

Bu, elbette, nispeten küçük bir kara delik örneğidir. Fakat Atri’ye göre, yıldızların nasıl geliştiğini,öldüğünü anlamamıza ve kara delikler açmamıza yardımcı olabilecek daha büyük bir örnek oluşturmak için doğru bir adım.

“Sonunda, tüm bunlar galaksimizde kaç tane kara delik beklediğimize, LIGO’NUN bulduğu yerçekimsel dalga tespitlerini vermek için, kaç kara deliğe dönüşecek”diye ekledi.

Araştırmaya devam etmek için ekip gökyüzünü izlemeye devam edecek. Bu ikili sistemler her zaman parlak değildir-gelirler ve giderler, geçici. Bu yüzden araştırmacılar, hız olsun ya da olmasın, Samanyolu kara deliklerinin sayımını yapmaya devam etmek için bu ikili sistemlerin daha fazlasını bulmayı umuyorlar.

Ve, şu anda güneş sistemimize doğru giden bir kara delik hakkında endişeleniyorsanız, paniğe gerek yok.
Atri,” en yakın kara delik, iki kiloparsek uzakta olduğunu düşünüyoruz [6,523 ışık yılı]
“Çok, çok uzak. Yani herhangi bir zamanda herhangi bir kara deliğin içine çekilme şansımız yok.”
Makale Kraliyet Astronomi Derneği aylık bildirimler içine kabul edilmiştir, ve arXiv’de mevcuttur.
REFERANS
https://www.sciencealert.com/there-could-be-a-whole-bunch-of-high-speed-black-holes-zooming-around-the-galaxy
Bilim adamları, karmaşık yaşamın kökenini ortaya çıkarabilecek gizemli bir yaşam formu geliştirdi

Bilim adamları, 2010 yılında Arktik Okyanusu’nun tabanından alınan bir tortu çekirdeği üzerinde DNA analizi yaptığında, şaşırtıcı bir şey buldular. Archaea(Arkea) adı verilen mikropların garip alanına ait daha önce bilinmeyen bir organizmanın, tamamen farklı bir alan olan Eukaryota ile ilişkili genomik özelliklere sahip olduğu ortaya çıktı.

Bulundukları yerdeki Lokiarchaeota’yı, Grönland yakınlarındaki Loki Kalesi’nin hidrotermal menfezinden sonra isimlendirdiler; ama şüphe bulguyu gölgeledi. Peki Numune çekirdekte başka bir şeyle kirlenmiş olabilir mi?

Şimdi, Japon bilim adamlarının çalışmaları sayesinde,bu şüpheler dinlenmeye bırakılabilir. İlk kez Lokiarchaeota’yı izole ettiler ve bir laboratuarda yetiştirdiler.

Bu, ilk kez araştırmacılar,  inanılmaz mavi gezegende ilk atalarımızı bulmamıza yardımcı olabilecek canlı Lokiarchaeota’yı yakından inceleyebilir ve onlarla etkileşime girebilir. Araştırmalar, ön baskı sunucusu bioRxiv’de yayınlandı

Yaşam ağacı, temelde üç alana bölünmüştür. Bunlardan biri, çekirdeğe veya zara bağlı organellere sahip olmayan tek hücreli mikroplar olan bakteriler tarafından işgal edilir ve flagella adı verilen saça benzeyen yapıları sallayarak dolaşırlar. Bir diğeri ökaryotlar, hücreleri çekirdek ve membranlara sahip olan organizmalardır. Bu alan bize insanları, hayvanları, bitkileri ve algleri içerir.

Ve sonra archaea(arkea) var. Bunlar bakterilere çok benzer, çünkü bunlar çekirdeğe ve zara bağlı organellerden yoksundur ve flagella kullanarak dolaşırlar. Ama birkaç önemli farklılıklar vardır. Farklı bölünürler. Hücre duvarları biraz farklı şeylerden yapılmıştır. Ve RNA’LARI onları filogenetik ağaçta ayıracak kadar farklıdır.

Ancak sonradan  Lokiarchaeota geldi ve bunu ökaryotik özelliklere sahip diğer arkea örnekleri takip etti. Bunlara Thorarchaeota, Odinarchaeota ve Heimdallarchaeota adı verildi (aynı adlandırma kuralını takip etmek için).

Toplu olarak, onlar Asgard archaea olarak adlandırılır ve bazı bilim adamları belki de ökaryotik yaşamın kaynağı olabileceğini düşünüyorlar

Fakat organizmaları detaylı olarak incelemeden söylemek zor. Japon bilim adamları 2006’da Nankai Teknesi’ndeki deniz tabanından bir tortu çekirdeği aldılar,(deniz seviyesinden 2.533 metre (8.310 fit)

Tabikide bu, Asgard archaea hakkında bir şey bilmeden önceydi. Ancak daha sonra, zengin numunelerinin bir RNA analizi Lokiarchaeota benzeri bir organizmanın varlığını ortaya çıkardı.

Ekip çalışmalarına başladığında, Bunu henüz bilmiyorlardı. Numunelerini, derin deniz metan deliğinin koşullarını taklit etmek için tasarlanmış metan beslemeli sürekli akışlı bir biyoreaktör sisteminde, beş yıl boyunca dikkatli bir şekilde yetiştirdiler. Çok yavaş, mikroplar çoğaldı.

Bir sonraki adım, biyoreaktörden numuneleri beslemelerini ve büyümelerini sağlamak için besin içeren cam tüplere yerleştirmekti. Orada bir yıl daha oturdular, sonunda çok zayıf bir Lokiarchaeota popülasyonu geliştirmeye başladılar.

Daha sonra, ekip bu yavaş bölünen nüfusu izole etmek, geliştirmek ve büyütmek için daha fazla zaman harcadı. Yaygın bakteriyel popülasyonlar genellikle iki buçuk saat kadar sürer. Lokiarchaeota 20 gün sürdü.

Araştırmacılar, “Tekrarlanan alt kültürler, archaeon’u aşamalı olarak oldukça yavaş büyüme oranı ve düşük hücre verimi ile zenginleştirdi,” dedi.

“Kültür sürekli olarak 30-60 gün gecikme fazına sahipti ve tam büyümeye ulaşmak için 3 ay boyunca çalışmak gerekliydi [..] Yetiştirme sıcaklıklarının değişimi, substrat kombinasyonları ve konsantrasyonları, gecikme fazını, büyüme oranını veya hücre verimini iyileştirmedi.

Toplamda, deney 12 yıl sürdü. Araştırmacılar ekili mikropları olan Prometheoarchaeum syntrophicum’u seçtiler

Birkaç meraklı bulgu yaptılar. Birincisi, Prometheoarchaeum’un sadece bir veya iki diğer mikropun, archaea Metanogenium ve halodesulfovibrio bakterisinin varlığında büyüyeceğidir.diğeri ise  Prometheoarchaeum amino asitleri gıdaya ayırdığında, diğer mikropların yediği hidrojeni üretir.

Hidrojenin etrafta asılı kalmasına izin verilirse, yapılan deneyler, bunun Prometheoarchaeum’un zaten yavaş büyümesini engelleyebileceğini ortaya koydu, bu da archaenin diğer mikroplarla simbiyotik bir ilişkiye sahip olduğunu, bu durumda sentrofik olduğunu gösterir. Yani bir türün büyümesi ya da her ikisi de diğerinin ne yediğine bağlıdır.

Daha sonra, organizma bir elektron mikroskobu altında incelendiğinde, içinde mikroplarının yerleştiği, vücudundan filizlenen bir arkea-uzun dokunaç için alışılmadık bir şekil ortaya çıkardı. Araştırmacılar, Dünya’da oksijen artmaya başladığında, bu organizmanın, oksijen kullanan, hayatta kalma şansını arttıran ve ökaryotik yaşama giden yola çıkan bakterilerle ilişkiye geçebileceğini varsaydı.

Gerçekten de DNA dizilimi, diğer Asgard arkea’larında görülen ökaryotik özellikleri ortaya koydu.

Açıkçası daha fazla iş yapılması gerekiyor. Açıkçası daha fazla iş yapılması gerekiyor. Prometheoarchaeum , milyarlarca yıl öncesinin döneminden oldukça farklı olabilir. Ökaryotların arkea’dan evrimleştiğine dair kesin kanıtlar şuan yok.

Çalışma, hakem değerlendirmesinden önce şimdiye kadar ulaşılabilir durumda olduğundan, bilimsel toplumun zaman içinde ne yaptığını görmek ilginç olacaktır. Ama şimdi ne olursa olsun, bu işten çok fazla şey öğreneceğiz.

Wageningen Üniversitesi’nden evrimsel mikrobiyolog Thijs Ettema,” bu, muazzam miktarda iş ve azim yansıtan anıtsal bir kağıttır ” dedi.

Araştırma bioRxiv’de mevcuttur .

REFERANS

https://www.sciencealert.com/for-the-first-time-scientists-have-grown-the-strange-single-celled-lokiarchaeota-in-a-lab

Kemik kuru olduğu düşünülen bir asteroidin tozunda su bulundu

Bu türdeki uzay kayaları, Dünya okyanuslarını yaratmaya yardımcı olmuş olabilir

 

Asteroid Itokawa (Japonya’nın Hayabusa uzay aracından bu resimde gösterilen) sudan yoksun olduğu düşünülüyordu. Ancak, 2010 yılında geminin geri getirdiği toz tanelerini inceleyen bilim adamları, maddenin eser miktarını buldular.

JPL-NASA

Asteroit Itokawa’dan çıkan toz taneleri aslında şaşırtıcı miktarda su içeriyor, Çalışma yazarı Maitrayee Bose, “Suyun gerçekten Itokawa’da olmasını beklemiyorduk” diyor. Fakat eğer benzer asteroitler benzer miktarda suya sahipse, uzay kayaları erken Dünya için önemli bir su kaynağı olabilirdi.

Itokawa, taşlı asteroit veya S tipi bir asteroit olarak bilinir; bu, güneşe Jüpiter’inkinden daha yakın doğduğu anlamına gelir. Bilim adamları, Itokawa’nın daha büyük bir asteroidi parçalayan yıkıcı bir etkinin molozundan oluştuğunu düşünüyor.

Itokawa’nın suyunun çoğu, asteroitin güneşe yakın olmasının yanı sıra, bu travmatik olayın ısısıyla da kaynamış olabilir. Önceki çalışmalar , S tipi asteroitlerden kopan meteorların çoğunlukla kuru olduğunu göstermiştir.

Bose yine de su aramaya karar verdi. Laboratuarında nanosim adı verilen bir enstrüman vardı, bu da 100.000 diğer atom türünde bir hidrojen atomunu ölçebilir. Eğer  Itokawa bundan daha fazla su tuttuysa, ekibinin onu tespit etmesi gerektiğini düşündü.

Ve yaptı: İki Itokawa tanesinde, ekip milyonda bir su başına yaklaşık 680 ila 970 parça buldu. Dünya’nın kabuğu, kıyaslandığında, 15.000 ila 20.000 ppm su içeriyordu.

Kum tanesi İÇİNDE-Itokawa adı verilen bir asteroidin toz lekeleri, bilim adamlarının üzerinde çalıştığı birkaç on mikrometre.

Z. JIN AND M. BOSE/ASU, JAXA

tokawa’nın su kaybetmiş olabileceği tüm yolları dikkate alan Bose ve meslektaşı Ziliang Jin, Itokawa’nın ana vücudunun 160 ila 510 ppm suya sahip olduğunu hesapladı. Diğer S tipi asteroitler, ortalama olarak bu kadar suya sahiplerse, Dünya da dahil olmak üzere kayalık gezegenlere su verebilirlerdi.

Araştırmacılar, Itokawa’nın yalnızca suyunu sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda yeryüzündeki okyanusları tohumlamak için de doğru suya sahip olduğunu söyledi. Tanelerin ağır bir form ya da izotop olan döteryum oranının daha yaygın olan hidrojen formuna oranı, yeryüzü suyunda bulunan oranla eşleşmişti.

Önceki çalışmalar, buzlu kuyruklu yıldızların, Dünya okyanuslarını açıklamak için yanlış döteryum oranına sahipolduğunu göstermiştir. Fakat Itokawa gibi taşlı asteroitler bu numarayı yapabilirdi.

Bose, “İnsan deneyimimizdeki herhangi bir şey için hala kuru” diyor. “Ancak yeterince ıslak ve doğru izotopik kompozisyon ile [bu tür birçok asteroid için] dünyadaki suyun yarısını sağlayacak”.

aponya’daki Sendai’deki Tohoku Üniversitesi’nden gezegen bilim adamı Tomoki Nakamura, Hayabusa örneklerini inceleyen ilk takımı yöneten “Bu çok güzel ve dikkatli bir çalışma” diyor. Arizona Eyalet Üniversitesi araştırmacıları “Dünyadaki suyun kaynağı için yeni bir yorum önerdiler”.

Nakamura’nın tek endişesi, Dünya atmosferinden gelen suyun örnekleri kirletip kirletemeyeceğidir. Itokawa’nın hiçbir zaman atmosfere maruz kalmamış örnekleri üzerinde yaptığı aynı analizi görmek istiyor, “bu örnek hazırlığı son derece zor olsa da” diyor.

Bilim adamları ayrıca diğer asteroit türlerinin, özellikle de su bakımından zengin C-tipi veya karbonlu asteroitlerin Dünya’nın okyanuslarını inşa etmesine yardım edip etmediklerini araştırıyorlar. Devam eden iki görev, NASA’nın OSIRIS-REx’i ve Japonya’nın Hayabusa2’si, önümüzdeki beş yıl boyunca iki C tipi asteroit olan Bennu ve Ryugu’yu geri getirecek

Bose, “Size bu misyonlar hakkında ne kadar heyecanlandığımı söyleyemem” diyor.

REFERANS

Z. Jin and M. Bose. New clues to ancient water on ItokawaScience Advances. Published May 1, 2019. doi:10.1126/sciadv.aav8106.

Porno Gratuit Porno Français Adulte XXX Brazzers Porn College Girls Film érotique Hard Porn Inceste Famille Porno Japonais Asiatique Jeunes Filles Porno Latin Brown Femmes Porn Mobile Porn Russe Porn Stars Porno Arabe Turc Porno caché Porno de qualité HD Porno Gratuit Porno Mature de Milf Porno Noir Regarder Porn Relations Lesbiennes Secrétaire de Bureau Porn Sexe en Groupe Sexe Gay Sexe Oral Vidéo Amateur Vidéo Anal